4 Mayıs 2010 Salı

Salıverdim Çayıra - Amerika (1)

Benim tüm şaşkınlığım ve sakarlığıma rağmen yine de ayakları yere basan bir tarafım vardır. O nedenle hayatta kalmamı makul gösterecek sebepler üretebiliyorum kendime.. Toz kondurmuyorum bir yerde, ancak bazen öyle şeyler dinliyorum ki çevremden, hakikaten bu insanların hayatta kalabilmeleri mucize diye düşünüyorum.


Geçenlerde dostlarla gittiğimiz bir piknikte değerli bir arkadaşım anlatıyor. Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemlerde hava alanında çalışıyormuş, tahminim free shop da. Sarışın oldukça süslü bir hanım alışverişe gelmiş, parfümdü, diğer kozmetikdi derken epeyce yüklü mark bir şeyler almış tam ödemeyi yapacağı sırada orada çalışan gençlerden biri arkdaşına “Sayın Çiller’in çantasını ayırdınız, değil mi?” diye sormuş. O dönemde de ismi lazım değil bir markanın, hani şu televizyon dizilerinden tanıdığımız Alf’li promosyon çantaları satıştaymış. Yanlış hatırlamıyorsam da o donemde altmış beş mark gibi de bir fiyatı varmış. Çiller lafını duyan müşteri genç tezgahtara yaklaşıp çantayı görmek istediğini söylemiş, o da rafta duran çantayı alarak göstermiş. Müşteri çantayı çok beğendiğini ve almak istediğini söyleyip fiyat sormuş, bizim uyanık tezgahtar “Altı yüz elli mark, ama bu çantadan üç tane üretildi ve bu sonuncusunuda Sayın Çiller ayırtırdı size vermeyiz” demiş. Müşteri merakla neden üç üretim yapıldığını sorunca da, “Alf öldü duymadınız mı?” diye cevap vermiş. İyice şaşıran müşteri “Aa, çok üzüldüm” demeye kalmadan bizim tegahtar “Derisinden üç tane çanta yapıldı anı olarak” diye lafa devam edince. İyice etkilenen müşteri çantayı almak da iyice ısrar etmeye başlamış. Genç tezgahtar da sonunda ikna olup, müşteriye çantayı altı yüz elli marka vermiş.

Bu aralar sıklıkla düşündüğüm şey, bu iktidarın başımızda olmasının sebepsiz olmadığı, milletler layık oldukları şekilde yönetilirler gerçekten.

Hani yazının başında kendimi aklamaya çalışmam, sütten çıkmış ak kaşık olduğumu göstermez elbet, bilmem hatırlar mısınız, Çıplak Silak Üçbuçuk filminin girişinde kahraman bir gemiye gizlice çıkmaya çalışıyor, kamaranın camlarının eline düşmesinden tutunda, her nasılsa kamaranı içinde olan sobaya değmesine kadar bin tane şey başına gelerek, aklınca sessiz girmeye çalıştığı gemiye bir panayır ve felaket havasında giriyordu. İşte zaman zaman bu kadar renkli ve sıralı olmasa da benzer şeyler benimde başıma gelir. Kader de diyerek geçiştirilebilecek bu tür durumları hayatın rutini kabul ederek yaşamayı öğreniyor insan tabi haliyle.

Bundan yaklaşık on yıl önce şu anda çalışmakta olduğum kurumda araştırma geliştirme birimi müdürü bir gün beni yanına çağırarak Orlando’da benim yapmakta olduğum işle ilgili bir seminer olduğunu ve o eğitime ait ingilizce siteyi incelememi istedi. Başlangıçta ciddiye almadığım için sesimi çıkarmadım ve verilen linke tıklayarak siteyi incelemeye koyuldum. İnceleme aşamasını geçemediğim site o dönemde bildiğim İngilizce’min çok üzerindeydi ki, o İngilizce ile kalkıp burdan Orlando’ya gitmek şaka gibiydi.

Neyse kendime çok yediremesemde olasılıksız görünen durumu açıklamak üzere Ar-ge müdürünün odasına gittim. İngilizcemin bu seyahat için uygun olacağını sanmadığımı söyledim. “Yo merak etme bir şey olmaz, bizden biri de gidecek” dedi. Bizden gidecek biri o dönemde kuruma danışmanlık hizmeti veren ve birlikte çalışıyor olmamıza rağmen birbirimizden hiç haz etmediğimiz bir yabancıydı. Bir yabancı ile çalışıp elimde dilimi geliştirmek gibi bir olanak varken sırf gıcıklığımdan gidip başkalarına söylüyordum söyleyeceklerimi, onlarda ona tercüme ediyorlardı.

Bu işin ciddi olduğuna hiç inancım olmadığından bir şey demeden odadan çıktım. Ama anlayacaktım ki, işin şakası yoktu. Gidiyordum. Hayatında hiç yurt dışına çıkmamış, uçağa binmemiş ve İngilizcesi devlet okulu seviyesinden biraz ileride olan ben, tek başıma (çünkü yabancı önden gidiyordu) burdan kalkıp Orlando’ya gidecektim. Üstelik de bir seminer almaya.. Bu seminer yerine varmayı başarsam bile, ne öğrenmemi bile değil ne anlamamı bekliyorlardı bilmiyordum.

Derken otel rezevasyonum, uçak biletim falan alındı. Yaşadığım paniği belli etmeyecek kadar cesurdum neyseki. Kalacağım otel Orlando’da Hyatt Regency idi. Yolculuk planı, THY’ye ait Miami’ye direkt uçuş, ondan sonrası Delta Airlines ile Orlando’ya kısa bir uçuş idi. Bu detayları neden verdiğimi hikayenin ilerleyen bölümünde anlayacaksınız.

Tarih yaklaştıkça bendeki stresde artmaya başlamıştı, bir yandan Disney Land’ın Orlando’da olduğunu öğrenmiş olmamdaki sevinç, öte yandan dil bilmemenin, hiç uçağa binmemiş olmanın ve hiç yurt dışına çıkmamış olmanın verdiği panik karnımın ağrımasına sebep oluyordu. Birimimdeki arkadaşımla bu konuyu konuşurken, otel odasının çift kişilik olduğunu bir kişi ücreti 110 $ iken, iki kişi ücretinin 120 $ olduğunu söyledim. O da yurt dışına gitmek için para biriktiriyordu. Birden aklımıza aradaki on dolar farkı kuruma ödeyerek birlikte gidebileceğimiz fikri geldi. Konuyu üstlerimize açtığımızda onlarda kabul ettiler. Hemen onun rezervasyonu ve uçak bileti de halledildi. İçim rahatlamıştı çünkü bu onun ilk çıkışı olmayacaktı. Dil konusunuda bir şekilde hallederiz diye düşünüyordum.

Aslında bu kuruma başlamadan bir kaç yıl önce epeyce kursa gitmiş ve hatta eski iş yerimde Kanada’lılarla çalışma olanağı bulmuş rahatça şakıdığım bir dönem olmasına rağmen, zaten oturmamış olan dil seviyem birde kullanmayınca sil baştan olmuştu sanırım. Arkadaşımın yarım İngilizcesi ile benim yarım İngilizcem birbirini tamamlar nasılsa diye düşünüp kendimi avutmuştum. Ah ne yanılmıştım oysa..

Bu anıyı yazarken arkadaşıma özellikle sordum az sonra kuracağım cümleyi, hani alınmasını istemem. Gerçekten de bizim o seyahatimizi en iyi özetleyen başlık “Salak ile Avanak Amerika’da” olabilirdi. Neden mi anlatayım da dinleyin..

(Devam edecek)

2 yorum:

Konfigürasyon Mühendisi dedi ki...

Devamını merakla bekliyoruz. Ben de bazen o tezgahtar gibi insanlar görüyor ya da hikayelerini duyuyor ve şaşıyorum, insanlar nasıl yapabiliyor bunu diye.

Adsız dedi ki...

Harika neden sizde paylaşmıyorsunuz :)) Yazının devamını hemen yazacağım.. Bu serinin birde önceki yazısı var.. begendiyseniz onuda okumanızı oneririm kategoriden takip edebilirsiniz..
Fasulye