12 Şubat 2009 Perşembe

GİZEMLİ MISIR GÜNCESİ (4)

Hayallerimin şehri Luxor...

Mısır'a gidene kadar Mısır hakkında bildiğim şeylerin ne kadar yetersiz olduğunun farkında değildim.. Bu gezi bana antik Mısır sevgisi üzerine, Nil aşkı da eklemiş oldu.

Kahire'de ki otelimizden gece saat 03:00 sularında ayrılarak hava alanında doğru yola çıktığımızda, beni yeniden Mısır'a çağıracak olan şehirle tanışacağımın farkında değildim elbette.. Alışık olmadığımız uyku düzeninin etkisinde hepimiz sarhoş gibiydik. Sadece turun bundan sonrasını gemide geçirecek olma fikri içimi heyecanla dolduruyordu. Hayatımda ilk defa bir gemide yatılı yolculuk edecektim. Üstelik bir hayat kaynağı üzerinde Nil'de.. Düşünmek bile peri masalı gibi geliyordu...

Luxor havaalanında valizlerimizi almaya başladığımızda ilk hayal kırıklığımız valizlerimizin üzerine bulaşan pislik olmuştu. Sanki is ve yağ dolu bir depoda sürüklenmiş gibi gözüküyorlardı. Yine de moralimizi bozmadık.. Kuru temizleme diye bir şey vardı nasılsa.. Bunun üzerine rehberimizin gemiye ancak akşam gideceğimizi ve turumuza direkt başlayacağımızı söylemesi ile biraz şaşırdık aslında ama, gün sonu geldiğinde gördüklerimizden o kadar etkilenmiştik ki sanırım hiç gemiye gelmesek de kimse şikayet etmeyecekti.

Havaalanından ayrılan otobüsün ilerlediği sokaklar, Kahire'nin puslu ve taştan silüeti ile alakası olmayan, alabildiğince düz ve yeşil, hurma ağaçlarından oluşan muhteşem bir şehirin içine sürüklüyordu bizi. Antik Mısır Tapınaklarının resimlerine bakmaktan sanırım hiç şehirleri inceleme fırsatım olmamıştı, bu nedenle Kahire tipinde beklediğim Luxor'un güzelliği daha ilk dakikarda sarmaladı beni..

Ben hayranlıkla geçtiğimiz yerleri incelerken rehberimiz çoktan anlatmaya başlamıştı bile.. Luxor ismi buraya tapınaklarının gösterişli olmasından ve Firavunların burayı tercih etmesi nedeniyle verilmiş. Yani lüks bir şehir burası eski Mısır'da da..

Bu arada burası yukarı Mısır artık.. Kahire aşağı Mısır'da kalıyor. Aslında Kuzey'de yani yukarıda olan kısma "aşağı", güneyde yani haritaya göre daha aşağıda kalan kısma "yukarı" denildiğini sanırım daha önce söylemedim. Bunun sebebi Mısır'daki her şey gibi Nil, çünkü Nil dünyada ki çok az ırmak gibi tersine akan bir nehir.. Yani aşağıdan yukarıya akıyor.. Kaynağı Afrika kıtasının ortalarından çıkıyor ve Akdenize kadar uzanarak dünyanın en uzun nehri olma ünvanını elinde bulunduruyor. Dolayısıyla Nil'in aktığı yöne göre Mısır'ın güneyine Yukarı Mısır, kuzeyine ise Aşağı Mısır deniyor.

Nüfusu yaklaşık 200.000 kadar olan şehir, antik Mısır şehri Thebes'in harabelerinin üstüne kurulmuş olduğundan dolayı dünyanın en büyük açık müzesi olarak da adlandırılır. Bu sebepten dolayı her yıl binlerce turist tarafında ziyaret edilir.

Şehir aslında eski Luksor şehri (Waset), şimdiki Luksor ve Karnak kasabasından oluşmaktadır.
Yeni Krallık döneminde Tanrı Amon'un şehri olan Waset en güçlü zamanlarını yaşamıştır. Karnak, Hatçepsut ve Luksor tapınakları, Krallar Vadisi'ndeki mezarlar bu döneme aittir.
M.Ö. 1070'teki bir istilanın ardından zayıflayan şehir son olarak M.Ö. 665'te Mezopotamya'lılar tarafından yıkılır ve 639 yılında Araplar'ın şehre gelmesine kadar harabe halinde kalır.

Araplar bu harabelerin güzelliği ile karşılaşınca şehre Al-Uksor (mücevher) adını takarlar.


İlk durağımız olan Memnon heykellerine doğru ilerlerken, yeşil düzlüğün üzerinde yükselen balonlar karşılıyor bizi.. Ne yazık ki turumuzda balonla bir Luxor gezisi dahil değil. Ama bir daha ki sefere bunu da denemek istiyorum. Düşünsenize bu coğrafya ve tarihi kuşların gözlerinden, gökyüzünden seyretmeyi.. Süper olurdu sanırım.

Az sonra ulaşacağımız Memnon Heykelleri 21 Mt. boyunda sanki boşluğu ortasında unutulmuş gibi duran iki dev heykel. Bir zamanlar Amenofis Tapınağı'nın girişini koruyorlarmış..


Memnon Heykelleri

Bulunduğumuz bölgenin adı Eski Yunanlılar tarafından konulan adıyla Teb... Memnon heykellerinin ardından Krallar Vadisi'ne yani firavun mezarlarının olduğu yere gideceğiz.. Antik Mısır'da firavunlar mezarlarını daima Batı'ya yaptırıyorlarmış, çünkü güneş her gün doğudan doğup, batıdan battığına göre ve firavunlar da güneş ile sembolize edilen Tanrı'nın (Ra, Amon, Aton) yeryüzündeki temsilcisi olduklarına göre.. Onlar da güneş gibi batıda yok olup doğudan yeniden doğacaklarına inanıyorlarmış.

Bu nedenle krallara ait mezarlar ülkenin daima batı kanadında... Sağdaki resimde gördüğünü Memnon heykelleri daha önce de söylediğim gibi Amenhotep III için inşa edilen ve MS 1. yüzyılda bir deprem sonucu yıkılan tapınağın bekçileri olarak yapılmışlar.. Bu halleriyle oldukça sahipsiz gözükseler de, yine de turistlerin ilgisini çekmeye devam ediyorlar. İnternette okuduğum bir habere göre yıkıldıktan sonra tapınağın geri kalan kalıntıları da Nil Nehri'nin her yıl oluşan su baskınları sonucu yok olmuş ama arkeologlar bunlara ulaşılabileceğini düşünüyorlarmış.

Memnon heykellerini görmek ve fotğraf çekmek için indiğimiz otobüsten daha heykellere bakma fırsatı bulamadan, hediyelik heykelcikler satan satıcıların istilasına uğruyoruz. Hepsinin elinde bazalt ve mermer görünümlü taşlardan yapılmış, nefertiti, tutankamon ve kedi heykelcikleri var.. Beş tanesini 10 mısır pound'una veriyorlardı yanlış hatırlamıyorsam. Ne kadar istemediğinizi de söyleseniz, azimlerinden hiç bir şey kaybetmiyorlar. Onların arasından sıyrılıp heykelleri seyrettikten sonra, Krallar Vadisi'ne gitmek üzere yeniden otobüse doluşuyoruz.

Rehberimizi bu heykelcikleri işportadan almamamız gerektiğini, bunların yapıldığı atölyeleri zaten ziyaret edeceğimizi, orada orjinal bazalt ve alabaster taşından heykelcikler alabileceğimizi söylüyor, çünkü bunların çoğu sahte taşlardan yapılmış ve çok çabuk kırılabiliyor. Bazalt siyah bir taş ve oldukça sert, bir yere vurduğunuzda ya da yere düştüğünde kırılmıyor. Alabaster ise mermer görünümlü değişik bir taş. Bunlardan atölye ziyaretimizi anlatırken daha detaylı bahsedeceğim.

Krallar Vadisi

Ve Krallar Vadisinde.. Nil'in batısında Güneşin battığı yerdeyiz.. Nice Firavuna ebedi ev sahipliği yapan bölge.. Rehberimiz yanımıza kamera almamamız konusunda bizi uyarıyor. Vadi turu sırasında fotoğraf çekebiliyorsunuz ama kamera yasak. Kral mezarlarının içinde ise fotoğraf çekmek de yasak. Ama cep telefonlarını kimse kontrol etmiyor.. :)

Tura ödediğimiz ücrete sadece üç kral mezarı dahil.. Onun dışında bir mezar ziyareti yapma olanağımız yok. Hazinesi Kahire Müzesi'nde bulunan Tutankamon'un içinde mumyası bulunan mezarını ziyaret etmek için ise ekstra para ödememiz gerekiyor. 100 Mısır Pound'u.. Nedense turda benden başka Tutankamon görmeye meraklı kimse çıkmadı. Bu nedenle grupta 4 mezar dolaşacak bir tek ben varım, bu da dolaşma süremi kısaltıyor. İçerisi kalabalık olduğundan, vadinin girişine yapılan tanıtıcı oda dışında rehberiniz size gideceğiniz yerleri tarif edip bırakıyor. Herkes hızlı bir şekilde sağa sola dağılarak istediği üç mezarı gezip kapıda buluşacak..

Eski Krallık döneminde kilometrelerce uzaktan görünen piramitler yaptıran firavunlar hem bunların yapımının çok uzun sürmesi ve pahalı olması hem de çabuk soyulmaları nedeniyle 18.-20. hanedanlıklar sırasında mezar yeri olarak Luksor'un batısındaki küçük bir vadiyi seçmeye başladılar.

Alanın resmi adı Teb'in Batısında Firavun'un Milyonlarca Senelik Yaşamı, Kuvveti, ve Sağlığının Büyük ve Görkemli Kabristanı, veya genelde Ta-sekhet-ma'at (Büyük Tarla) olarak tercüme edilir.

Alanda yaklaşık 63 firavun mezarı var. Biz vadideki kişisel koşturmacamıza başlamadan önce rehberimizi bizi toplayıp biraz bilgi aktarıyor.

Mısır'da mumyalama tekniğinin nasıl ortaya çıktığını öğreniyoruz ilk önce, tapınakları gezerken de iyice anlayacağımız gibi, Eski Mısırlılar tüm medeniyetlerini doğayı gözlemleyerek kuruyorlar. Mumyalama tekniği de bunlardan biri.. Çakalların avlarını nasıl avladıklarını gözlemleyerek ortaya çıkıyor. Çakal avını önce öldürücü bir darbe karnını parçalayacak şekilde yaralıyor ve sonra ölmesini beklemek için avın başından uzaklaşıyor. Bu arada yaralı avın vücudundaki sıvılar açık yaradan akıp boşalıyor ve güneşin altında kurumaya başlıyor. Daha sonra çakal gelip avını afiyetle yiyor. Bu nedenle de Mısır Tanrılarından birisi Anubis.. Yani çakal başlı tanrı..

Anubis (Anpu, Ano-Oobist)Nepthys’in oğludur Bazı inanışa göre babası Sethi, bazısına göreyse Osiris’ti (hatta bazı inanışa göre ise annesi İsis’ti). Anubis, çakal olarak resmedilmiştir veya çakal başlı tanrı denmiştir. Çakal’ın, lahitleri kolaçan etme eğilimi nedeniyle, ölülerle ilişkili olmuştur ve eski mumyalamanın kâşifi olarak bilinir ve tapılır. Onun görevi ölüleri korumak ve yüceltmektir. Anubis, aynı zamanda Upuaut (yolların açıcısı) olarak bilinirdi ve tavşan başıyla gösterilirdi. Kıyamet günü için ölülere rehberlik ederdi ve ölüleri yeraltındaki ikinci ölümden korumak için gerçeğin derecelerini gözlerdi.

İnsanoğlunun ilk ölü gömme ihtiyacı Adem ile Havva zamanında doğmuştur. Adem ile Havva'nın çocukları olan Habil ve Kabil'in anlaşmazlıkları sonucu Kabil'in, kardeşi Habil'i öldürdüğüne ve tarihteki ilk katil olduğuna inanılır. Ancak bu olayın ardından Kabil kardeşinin ölüsünü ne yapacağınız bilemez ve hayvanları gözlemleyerek onlar gibi davranmaya karar verir ve onu gömer.. Gömülme işlemi eski çağlardan beri toprak üzerinde bombe şeklinde bir yığılma bırakılması ile tamamlanır. Bu hem ölünün gömüldüğü yerin belirgin olmasına yararken hem de aynı zamanda ana rahmine dönüş olarak simgelendiği düşünülüyor ki günümüzde bile bu hala bu şekilde uygulanmakta. Böylece insanın ana rahminden gelip, yine oraya dönmüş olduğunu betimleniyor, dolayısıyla da ana rahminden yeniden dünyaya gelinebilir... Mısırlılar da ilk zamanlarda ölülerini bu şekilde gömerlerken, daha sonraları Kahire'ye dönüşümüzde anlatacağım, piramit şeklinde mezarlara geçmişler. Ama Krallar vadisinde bu piramitlerden yok.. Daha çok yine bombe şeklinde tepeciklerden yapılmış giriş kapılarıyla girilen yer altı mezarları bulunuyor..

Krallar vadisi ve ardından Mısır'ın ilk kadın firavunu Hatşepsut'un tapınağı ile devam edeceğiz turumuza...

Bu noktada aklıma takılan anubis kelimesinden bahsetmek istiyorum biraz.. Anubis'in ingilizcedeki animal ile benzeştiğini farketmişsinizdir herhalde. Ayrıca Harry Potter hayranları bilirler, büyücülerin dünyasında Animagus Dönüşümü denen bir dönüşüm vardır ve bu dönüşüm Sihir Bakanlığının izniyle yapılabilen hayvana dönülme büyüsüdür. Acaba bu kelimenin ilk kökeni nereden geliyor..?

Fasulye...

4 yorum:

sanem dedi ki...

Selammlar fasülye büyük bir merakla okudum bu bölümüde emeğine sağlık.ben Ramses serisini okumuştum bu bilgilerin ışığında tekrar okuyayım:) Anubis'in kelime kökenini merak ettim bakalımm bi sonraki bölümü iple çekiyorum:)

sanem dedi ki...

Selammlar fasülye büyük bir merakla okudum bu bölümüde emeğine sağlık.ben Ramses serisini okumuştum bu bilgilerin ışığında tekrar okuyayım:) Anubis'in kelime kökenini merak ettim bakalımm bi sonraki bölümü iple çekiyorum:)

Fasulye dedi ki...

merhaba sanemcim..evet o seriyi bende soluksuz okumuştum.. her ne kadar yazılma amaçları turizmi canlandırmak ve mısırı pazarlamak olsa da olduk.a sürükleyicilerdi :D
anubis ilginç bir kelime evet henüz konuyla ilgilenecek fırsatım oldu.. yeni bri şeyler öğrenirsem paylaşırım..
sevgiler
fasulye

Adsız dedi ki...

yazdıklarınızı okudum ellerinize sağlık çok teşekkürler yalnız bu konuda bana önereceğiniz kitap varsa çok isterim çünkü bulamıyorum önereceğiniz kitbın adını yazarsanız yeter teşekkürler...