16 Temmuz 2008 Çarşamba

BEN NERESİYİM BURASI KİM ? (2)

William Niven'in (1921-23 ) Bulduğu Tabletler






Pasifik okyanusundaki hemen bütün adalarda, Sibirya ve Orta Asya'da, Avustralya'da, Mısır'da incelemeler yapan Churchward aradıklarını Meksika'da buldu. Amerikalı Jeolog William Niven, 1921-23 yılları arasında Meksika'da yaptığı kazılarda, 11.500-12.000 yıl önce yazıldıkları saptanan 2600 dolayında tablet buldu. Bu tabletlerdeki yazılar ne Niven tarafından, ne de tabletler üzerinde uzun bir inceleme yapan Carnegie Enstitüsü uzmanlarından Dr. Morley tarafından okunamadı. Tabletlerin varlığını duyan Churchward Meksika'ya gitti ve Tibet'te öğrenmiş olduğu Naacal diliyle yazılı olduklarını ispatladığı Meksika tabletlerini çözmeyi başardı. Churchward’a göre, günümüzde Mexico Müzesi’nde bulunan, 1921–1923 yılları arasındaki kazılarda keşfedilen bu 2600 tablet, Tibet’te öğrendiği Naga-maya dilinde yazılmıştı. Tibet tabletlerinde eksik kalan bilgilerini Meksika tabletleri ile tamamlayan Churchward, batık uygarlık Mu hakkında büyük yankılar getiren eserlerini böyle yazdı.




Churchward ve Niven'in bulguları, Mu kıtasının bugünkü Pasifik okyanusunun oldukça büyük bir bölümünü kapladığını, Hawaii, Haiti, Fiji, Paskalya adaları ile diğer Polonezya adalarının bu batık kıtadan artakalan parçalar olduklarını ortaya koydu. Mu kıtasi, göç yolları ve batısı hakkindaki bilgiler bütünün eksiklerini tamamlayarak, bilimin hizmetine sunulabildi. James Churchward, Willam Niven'i günümüz bilimlerine, kendisine ışık tutan, katkıda bulunan çalışmalarından dolayı sevgi ve saygı ile anmaktadır. Belki de Niven'in buluşlari olmasa Churcward çalışmalarını bu kadar ileri götüremeyecekti.





Tüm bu belgelere dayanarak, özellikle Churchward'in bulduğu tabletlerdeki yazılar ayrıntılı olarak 'Dünya ve insanın yaratilisini ve insanın ilk zuhur ettigi yerin Mu oldugunu' ifade ediyorlardi. Bu tabletlerdeki yaratılış öyküsü kutsal kitaplardaki yaratılış öyküsüne çok benzer bir sekilde anlatilmisti.


Ayrıca; kayıp kıtanın Pasifik Okyanusunda, Amerika ve Asya kıtalari arasında bulunduğunu, Kuzey Hawaii'den Fiji ve Paskalya adalarına kadar uzandığını, doğusu ile batısı arasinda 9.500 km, kuzeyi ile güneyi arasında yaklasik 4.500 km'lik bir mesafe oldugunu anlatıyordu. Kıta deniz ve boğazlarla birbirinden ayrılan 3 ana kara parçasından oluşuyordu. Pasifik Okyanusuna tek tek ya da gruplar halinde dağılmış kayalık adaların tümü, bir zamanlar Mu kıtasının birer parçasıydılar. Bu kıta üzerinde yaşayanlar yeryüzünü kolonize etmişlerdi. Mu kıtasi bundan 12.000 yıl önce korkunç yer sarsıntılarından sonra, su ve ateş girdapları içinde kaybolup sulara karışmıştı ve beraberinde 83.000 yıllık bir uygarlığı da götürmüştü.Mu yani Anakara aşırı nüfuslu hale gelince ya da ülkenin büyük denizcilerinden atak ve girişimci bir grup yeni ve yerleşilebilir ülkeler bulduğu zaman, kolonici bir gelişme de başlamış oldu. Mu'nun bu göçmen çocuklarına Mayalar denildi. Anakara'dan hangi yönde olursa olsun ayrılanlara Maya adı verildi. Kolonileşme, Mu batmadan en az 70.000 yıl önce başlamış olmalıdır, çünki Doğudaki Naakal metinlerinde, Kutsal Kardeşlerin "70.000 yıl kadar önce" Anakara'nın din ve bilimlerini kolonilere taşıdıkları anlatılır. Bu kolonilerden birinin "35.000.000'u aşkın bir nüfusa sahip olduğu"da aktarılır.


Ana kıtanın batacağını anlayarak, göçe hazırlanan ve bilgiyi tüm dünyaya dağıtan bu bilgelik yolcularının adı Naacal’lerdi. Naacal inisiyelerinin yaptığı bu göçler çok önemliydi ve belki de bugünkü pek çok bilginin kaynağını teşkil etti


Mu kitasindan çıkan, kıtaya göre batıya giden bir göç yolu Uygur Imparatorluğunu ortaya çıkarmıştır. Imparatorluk Asya ile Avrupa nın çok büyük bir bölümünü kapsamakta idi ve Mu'nun en büyük kolonisi idi. Uygur imparatorluğunun sınırları zaman içerisinde Avrupa üzerinden Atlantik kıyılarına kadar ulaştı. IÖ.1000'li yıllardaki Çin belgeleri Uygur'larin 17.000 yil önce uygarlıklarının zirvesinde olduğunu söyler.


Ikinci göç yolu kıta ya göre doğuya giden, Meksika'nin güneydoğusundan Atlantis kitasına geçen yoldur. Atlantis-Uygur'la birlikte ikincil, ilk anakaradır. Mu'dan çıkan doğu koloni yolları Atlantis'ten sonra Atlantik Okyanusu'nu geçerek Akdeniz'e ulaşmış ve burada bugünkü Fas, Tunus, Cezayir, Yunanistan ve Mısır'a kollar vererek Anadolu'ya ulaşmıştır. Mu kıtasi günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce yaşanan depremler ve volkanik patlamalarla suların derinliklerine gömülmüş, yok olmustur. Churcward'ün derlemiş oldugu haritalar incelendiğinde çaglar boyu medeniyetlerin besiği olan Anadolu'nun hem Uygur Imparatorluğu hem de Atlantis üzerinden gelen göç yollarının adeta bir harman yeri olduğunu görüyoruz. Bu da aslında Anadolu, Sümer, Babil, Asur, Grek uygarlik etkileşimlerinden çok daha önceleri tarihin derinliklerinde Mu, Uygur, Atlantis, Anadolu uygarlık etkileşimleri oldugu gerçeğini ortaya çıkarmaktadır.
Mu'dan yapılan göçler Mu araştırmacılarına göre, Mu kıtasından her kıtaya göçler yapılmışsa da başlıca göçler Kuzey ve Güney Amerika'ya, Orta-Asya'ya, Mısır ve Anadolu'ya yapılmıştır. Churchward'a göre 70.000 yıl önce mevcut olan Uygur imparatorluğu Avrupa içlerine kadar uzanmaktaydı. Uygur imparatorluğu birine Churchward'un manyetik felaket adını verdiği iki büyük doğal afetle (-diğer afet dağların yükselmesidir-) darbe yemiş ve sağ kalanlar aralarında Avrupa'nın birçok kavminin de bulunduğu çeşitli ari kavimleri oluşturmuşlardır. Kimilerine göre, Mu ya da Orta-Asya kökenli bu kavimlerin hemen hemen hepsinde (yaklaşık 40 dilde) telaffuzları az çok ufak farklarla, "baba" anlamına gelen ata sözcüğü mevcuttur. Churchward Uygurlar'ın torunları olan bu kavimlerden bazıları olarak Keltler'i, Basklar'ı ve Asyalı İskitler'i sayar. Yine Churchward'a göre Osiris Mu kıtasında eğitilmiş, Atlantis'te reform yapmış, Atlantis'li bir bilge ya da peygamberdir; öğretisi sonradan "Osiris dini" adını almış olup Hermes-Thot tarafından Mısır'a getirilmiştir. ABD’nde “uyuyan peygamber” lakabıyla anılmış Edgar Cayce’in “akaşik okumalar”ına göre, Atlantis gibi Mu kıtası'nın da batmasına neden olan etken, Atlantisliler'den satanik yol mensuplarının, ellerindeki nükleer güçleri yıkıcı amaçlarla kullanmaları yüzünden yerkabuğunun dengelerini bozmalarıydı.


Bu gerçeği teyit eden bir başka buluş ise Prof. Ralph Solecki nin 1957 yılında ortaya çıkardığı buluntulardır. Solecki Toros daglarindan başlayan, Ağri Dağı'na dogru devam eden buradan güneydoğuya Zagros Dagları'na (Irak, Iran sınırı) inen, buradan da güneybatıya Suriye, Lübnan'a dogru bir kavis çizen dağlik arazilerde (Solecki buna uygarlik kavisi demektedir) Sanidar magarasinda 44.000 yil öncesine ait 9 iskeletle birlikte, modern insana ait kanıtlar bulmuştur. Solecki'nin ifadesine göre bu kaviste günümüzden 13.000 - 100.000 yıl öncesine ait daha çok sayıda magara gün ışığina çikarılmayı beklemektedir.

Sular şiddetle ovalara hücum etti. Bütün araziyi kapladı. Plajlarla tepelerin olduğu Alçak yerlerde girdaplar oluştu. Sular bütün dünyayı kapladı. Sular önüne gelen her şeyi ve canlıyı mahvetti. Arzın temelleri sarsıldı ve MU kıtası battı. Yalnız zirveler suların dışında kaldı. Soğuk rüzgarlar çıkıncaya kadar kasırgalar esti. Vadilerin yerlerinde derin buz çukurları oluştu. Delikler çamurla doldu. Açılan bir ağızdan dumanlar ve lavlar fışkırdı. Yukarıdaki epik anlatım Yunan alfabesindeki harflerin Maya dilindeki yorumuyla açılarak yazılmasıyla ortaya çıkmıştır. ‘Alpha’ harfiyle başlayıp ‘Omega’ harfiyle biten Yunan alfabesinin Maya dilindeki çevrimi bize bu ilginç anlatıyı sunmakta.


MU’NUN BATIŞ SEBEPLERİ



a) Jeolojik Sebep: MU kıtasının batışı bir anda olmayıp kademeli olarak gerçekleşmiştir. Yerküre kabuğunun temel kayası olan granit, muazzam boşluklar veya yüksek seviyede patlayıcı özelliği arz eden volkanik gazlarla dolu cepler yüzünden kalbura dönmüş haldedir. Bu cepler boşalıverince ara bölmeler, ayakta tuttukları kara parçasının sulara gömülmesine yol açacak şekilde çökmüştür. Churchward’ın araştırmalaları, bu kadim uygarlığa ağır bir darbe indirmiş olan felaketin, kıtayı dik tutan ve birbirlerinden ayrı durumda bulunan, ama birbirlerine çatlaklarla veya yarıklarla bağlı olan bir dizi üst cepteki gazların boşalıvermesi sonucunda meydana geldiğini ispatlamaktadır. İlk volkanik infilaklarla meydana gelen depremlerden MU’nun daha çok güney bölgeleri zarar görür. Depremden ortaya çıkan dalgalar güney şehirlerini yok eder. Volkanik patlamalar bir zaman sonra durur; yıkılan yerler yeniden yapılır, sosyal faaliyetler yeniden başlar. Ancak birkaç nesil sonra yeniden başlayan depremler kıtanın geride adacıklar bırakıp tümüyle batmasına neden olarak, bu uygarlığın sonunu getirir. MU’nun tümüyle batışı “Troano Belgesi”ne ve “Uxmal Mabedi” kayıtlarına göre 11.500-12.000 yıl önce vuku bulmuştur.


b) Ezoterik Sebep : MU Uygarlığının batış nedenlerini Dr. Bedri Ruhselman Neo-Spiritüalizme dayanarak şöyle açıklamıştı: MU Medeniyeti, zamanının en son realitesine varmıştı. Bunun bir üst plana çıkabilmesi için, dünyada mevcut her olayda olduğu gibi, esas olan bir teşevvüş devresine girmesi gerekirdi. Ve nitekim J.C’ın dejenerasyon dediği ve bizim de teşevvüş diye nitelendirdiğimiz olay zamanın realitesini aşmak için ortaya çıkmıştır. J. C’a göre ise; Dünyada hiç bir millet, MU’lular kadar kendi inançlarına bağnazca bağlanmamıştır. Tibet’te bulunan “Lhasan Belgesi”nde kıtanın batışı şöyle anlatılmaktadır: “Şimdi deniz olan yere yıldız düştüğünde, yedi kent altın kapıları ve saydam tapınaklarıyla fırtınadaki yapraklar gibi sallandı. İnsanların çığlıkları ortalığı kapladı. Tapınaklara koşarak kurtuluş aradılar. Bilge RA-MU kalktı ve onlara şöyle dedi: ‘Sizlere bütün bunları önceden haber vermedim mi? Hepiniz öleceksiniz ve yeni bir nesil doğacak . O nesil üstünlüğünün, üzerine giydiği şeylerden olmadığını, kendisinin feda etmiş olduğu şeylerden meydana geldiğini unuttuğu an, sizlerin başına gelenler, onların başına da gelecek.‘ Dünyanın büyük idarecisi MU kıtası, depremlerle sarsıldı. Kıta iki kere kalktı ve ateşler içerisinde gözden kayboldu. ”



Sonraki Bölüm:

Uygur İmparatorluğu

2 yorum:

Mert dedi ki...

Fasülye'ciğim,
Mayatepek soy adlı bir elçimizde var biliyorsun.
Bu Mu ve atlantis' e devam ederseniz sevinirim.
Ne çok kadim bilgisi var bu yaşlı dünyamızın.
:-)

Fasulye dedi ki...

O konuya da geleceğim, Atatürk'ün araştırmalarından da bahsedeceğim.. Merak etmeyin devam edeceğim..Daha yeni başladım :)