6 Ocak 2009 Salı

DALGALANDIK DA, DUMUR'DUK...

Uzun süredir sohbetinden büyük keyif aldığım bir dostumun, benimle paylaştığı fikirlerini blogumda misafir yazar olarak dile getirmesini arzu etsem de, biraz işlerinin yoğunluğundan biraz da yazma fikri ona uzak geldiğinden bu fırsatı yakalayamadık.

Düşüncelerini net ve sadelikle ifade ediş tarzı sayesinde farklı kaynaklardan duyduğumda ya da okuduğumda algılamakta zorluk çektiğim pek çok konuyu onun sayesinde anlayabildiğimi itiraf etmek zorundayım. Ancak bundan kısa bir süre önce Türkiye'deki döviz kuru uygulamaları ile ilgili yaptığımız bir sohbet sonucunda, yazmayı kabul etti ve devamı da gelecek olan aşağıda ki yazıyı bizlerle paylaştı.


Yazıları ve düşünceleriyle bloguma renk katacak değerli Ikarus'a buradan sevgilerimi yollayarak yazısının ilk kısmını yayınlıyorum. Bu yazı yazılalı bir süre olmuş olmasına rağmen diğer her şey gibi ülke gündemimizdeki geçerliliğini koruduğunu düşünüyorum.

Umarım sizler de çiçeği burnunda misafir blogger'ımıza destek vererek, bizlerle düşünce paylaşımını artırması için bana yardımcı olursunuz :)

Yazının başlığını kendisinden izin almadan benim eklemiş olmama kızmayacağını umarak, bloguma da yeni bir bakış açısı ve soluk getirdiği için teşekkür ediyorum.

Fasulye


Salı, Ocak 06, 2009 Author: Ikarus

DALGALANDIK DA, DUMURDUK

Ekim ayında kurdaki artışı değerlendiren Sayın Başbakanımız şöyle bir açıklama yaptı.

“Bizler sabit kur politikasını belirlemiş bir iktidar değiliz; dalgalı kuru benimsedik. Dere yatağında akar. Bu işi zorlarsanız, bir taşkınla o yaptığınız zorlamalar alır hepsini götürür. Sabit kur, sanal engellemeler koyma sürecidir. Ama dalgalı kurda ne yapar yapar, dere yatağını bulur. İhracatçı lehinde bir gelişme oldu. Bazı ihracatçılara baktık ki keyifler yerinde, ithalatçılar da sıkıntılı. Dedik biraz da o sevinsin. Yine dalgalı kurdayız, buradan taviz vermeyiz"

İlk bakışta oldukça makul ve mantıklı gözüken bu açıklamanın bakalım gerisinde neler oluyor? Bunun için öncelikle açıklama da yer alan terimlerin ne anlama geldikleri üzerinde biraz duralım ki açıklamayı daha iyi anlayalım.

Döviz kuru bir birim yabancı para ile satın alınabilecek ulusal para miktarını gösterir. Yani döviz kuru, dövizin ulusal para ile fiyatıdır. Örneğin 1 dolar = 1 YTL gibi.


Herhangi bir ülkenin parasının, Türk Lirası karşısındaki değeri yani döviz kuru, serbest piyasa koşullarında arz ve talebe göre oluşur. Yani döviz piyasasında dolar alabilmek (talep) için Türk Lirası verilmesi (arz) gerekmektedir. Yani özetle piyasanın o anki koşullarına göre, Dolar almak isteyenlerin sayısı çoğaldıkça, Türk Lirasının değeri azalır, Dolar satmak isteyenlerin sayısı çoğaldıkça ise Türk Lirası değerlenir.

Peki bireysel alım/satımların haricinde piyasalarda ne zaman dolar almak ihtiyacı doğar?

1. Bir Türk firması ABD’den mal/hizmet getirmek (ithalat) için Türk Lirası verip dolar satın almak ister. Çünkü ABD ile yapacağı işlemlerde ödemelerini dolar ile yapacaktır. Yani ithalata yapılan yatırımlar arttığında piyasadan alınan doların miktarında bir artış olur.

2. İkinci olarak ABD’de yatırım yapmak isteyen, yatırımcıların bu girişimlerini ABD sınırları içinde Türk Lirası ile yapamayacakları için dolara ihtiyaçları olacaktır.


Her iki girişim de piyasada ki Dolar alımını artıracağından (talep) Doların değerini yükselterek, Türk Lirasının değerini düşürür.

Dolar satmak ihtiyacı ise yukarıdaki örneklerin tersi durumlarda yani,

1. Bir Türk firmasının ABD’ye mal/hizmet satmak (ihracat) istediği durumlarda, dolar olarak elde ettiği kazancını, Türk Lirasına çevirmek istediğinde ve,

2. Az rastlanır olsa da bir ABD firmasının Türkiye’de yatırım yapabilmek için, elindeki Dolarları Türk Lirasına çevirmek istediğinde oluşur.

Bu defa da bu iki girişim piyasada ki Türk Lirası alımını artıracağından, Türk Lirasının değerini yükselterek, Doların değerini düşürür.

Yani ithalat ve ihracat yönelik işlemler bir denge sağlayamazlarsa, Doların ve Türk Lirasının değerleri sürekli değişecek ve birinde ithalatçılar sevinirken diğerinde ihracatçıların sevinmesine neden olacaktır. Çünkü yurt dışından mal/hizmet getiren bir yatırımcı doların değeri yükseldiğinde, dolar üzerinden aldığı mal/hizmeti Türk Lirası üzerinden daha ucuza satmak zorunda kalacak ve zarar edecekken, yurt dışına mal/hizmet götüren bir yatırımcı da doların değeri düştüğünde, elde edeceği dolar gelirini Türk Lirasına çevirdiğinde zarara uğrayacaktır.

Bu zararların engellenmesi için uygulanan yöntemlerden iki tanesi, Sayın Başbakanımızın ifadesinde de belirttiği gibi sabit kur uygulaması ve dalgalı kur uygulamasıdır.

Sayın Başbakanımızın sanal engellemeler koymak olduğunu ifade ettiği sabit döviz kuru sistemlerinde, devlet tarafından resmi döviz fiyatlarının (kurunun) yükseltilmesi, bir ülke milli parasının dış değerinin düşürülmesidir. Yani biraz önceki örnekden yola çıkarsak Türk Mallarının ABD için ucuzlamasıdır. Bu da ihracatımızı arttıran bir unsurdur. Ancak kısa vadede ihracat artarken bu defa da yurt dışından alınan ürünlerin fiyatı yükseleceğinden ithalat zayıflayacaktır. Ayrıca döviz kuru da piyasadaki arz ve talebe göre belirlenmek yerine sabit bir noktada korunacaktır.

Döviz kuru sistemlerinin en esnek olanı ve Sayın Başbakanımızın tercihi ise, kurların hiçbir müdahale olmadan tamamen piyasada arz ve talebe göre belirlendiği serbest dalgalı kur sistemidir. Serbest dalgalı kur sistemlerinde döviz kurları uygulanan para politikasının bir politika aracı olmayıp, ekonomik gelişmelerin, uygulanan programın ve bekleyişlerin bir sonucu olarak piyasada belirlenmektedir. Yani piyasanın döviz ihtiyacı arttığında, Türk parasının değeri yabancı para karşısında düşecek, azaldığında ise yükselecektir. Böyle bir ortamda ise ne zaman ihracatçının sevineceği, ne zaman ithalatçının sevineceği belirsizlikler gösterir. Yaşanabilecek ani yükseliş ve inişlerden piyasanın zarar görmemesi için Merkez Bankası zaman zaman aşırı dalgalanmaları önlemek için müdahele etme gereği duyar.

Bu aşırı dalgalanmaların sonucu olarak, 1995 yılında %13 oranında bir devalüasyon yapılmış ve sonrasında Merkez Bankası yetkilileri 1 Doların o zaman ki karşılığı olan Türk Lirasının dengede olduğunu ve bundan sonra bu denge kurunun 100 ile ifade edileceği kararını almışlardır. Yani bu değer bir doların, olması gereken en makul Türk Lirası karşılığının hesaplanması sonucu ortaya çıkmış demektir. Bu dengenin bozulması eşitliğin bir tarafındaki paranın (TL ya da Dolar) diğerine göre yükselmesi ya da düşmesi anlamına gelir. Denge kuru korunduğu müddetçe ise ithalatçı ve ihracatçının kazancı da korunacak demektir.1995 yılından bu yana yapılan hesaplamalarda bu denge kuru baz alınır ve Doların Türk Lirası karşısındaki fiyatı, denge kuruna oranına göre hesaplanarak Merkez Bankasınca yayınlanır.

Eğer bu değer 100’ün altına düşerse Dolar, Türk Lirası karşısında değerli, 100’ün üzerine çıkarsa Türk Lirasının değerli hale geldiği anlamına gelmektedir.Peki dalgalı kur sistemlerinde doların ve Türk Lirasının değeri piyasadaki arz ve talebe göre belirleniyorken, bu denge kurunu yakalamak mümkün olmakta mıdır?

Örnek olarak Ekim 2008 ayını ele alalım. Ekim ayında ortalama dolar kuru 1,20 YTL dir. Ancak az önce bahsettiğimiz denge kuru dikkate alındığında bu fiyat doların olması gereken kuru mudur?

Bunu anlayabilmek için, Merkez Bankasınca denge kuruna göre hesaplanmış değerleri içeren “Kurlar-Reel Efektif Döviz Kuru Endeksleri(1995=100)” isimli istatistiksel verilerinden, TÜFE Bazlı REEL Efektif Kur Endeksi 1995=100 referanslı raporunda Ekim ayı için için belirlenen değere bakmamız yeterlidir.

Bu da 10 Ekim 2008 tarihi için 172,90 dır. Yani denge değerimiz 100’den 172,90 a yükselmiş, bunun da anlamı daha öncede söylediğimiz gibi Doların Türk Lirası karşısında yükselmiş olmasıdır. Doların Ekim ayındaki kurunu bu değer ile çarptığımızda olması gereken kur değerinin 2,64 YTL olduğunu görürüz.

Demek ki Merkez Bankasınca hesaplanan değerlere göre 2,64 YTL olması gereken kur, dalgalı kur sisteminde Ekim ayında 1,20 YTL olarak gerçekleşmiştir. Bu da dolar satın alan insanların bir dolar başına 1,44 YTL kaybı var demektir. Ufak tefek döviz işlemleri yapanları bir kenara bırakırsak bile bu kayıp ihracat yapanlar için oldukça büyük bir kayıptır.

Ikarus
(devam edecek)

5 yorum:

Ukturk dedi ki...

İkarus arkadaş ekonomist falan mı fasülye hocam eskiden unideki hocalarımızda buna yakın şeyler sölerdi:P:p

Fasulye dedi ki...

@ukturkcum Ikarus bana göre economy for dummies profesörü :) çünkü ben o anlatınca daha iyi anlıyorum ... ve bir amme hizmeti olarak da bunu bloguma taşıyorum.. söz hakkı kendisinin bundan sonrası için :)

Adsız dedi ki...

ye ne güzel gidiyordu walla.. ama tam en heyecanlı yerinde yarım kalmış.. fasulye devamı ne zaman gelecek bu yazının... tam da bu konu ile ilgili bir çalışma yapmam gereken dönemde iyi olmuştu..

sanem dedi ki...

Selamlar ben sanem sitede gezinirken sitenizi gördüm adı çok ilginç geldi, bir bakayım dedim çook beğendim elinize sağlık :) arkadaşınızın yazısını da ekonomiden anlamayan biri olarak bayıldım çok net ve anlaşılır yazmış eline sağlık,devamını bekliyoruz sevgiler :D

sanem dedi ki...

pardonn netde gezinirken olcaktı anladınız ama sanırım hehehehe