14 Ocak 2009 Çarşamba

PROF. DR. FERHUNDE ÖKTEM'DEN ÇOCUKLARA MEKTUP...

Sevgili Yavrum,

Dün akşam babanın kucağında televizyonda haberleri izlerken yaşadıkların konusunda senden özür dilemek için bunları yazıyorum. Dayın ve ben küçükken, anneannen ve deden radyodan büyük bir merakla, o zamanki adı ile “ajans”ı, haber bültenlerini dinlerlerdi, hiç kaçırmazlardı. Çünkü, radyomuz bizim dış dünyayı anlamamıza, yaşamı algılamamıza yardımcı olurdu. Uzakları yakın eder, bilinmezi bilinir kılardı. Duyduğumuz haberlere göre yolumuzu belirler, biliyor olmaktan güven duyardık. Bu yüzden haberlerin saatlerine çok saygı duyardık, sessizleşir ve radyoya yaklaşırdık. Bazı haberleri anlamazdık kuşkusuz. Ama anne ve babalarımızın gösterdiği önem ve saygı bizim de aynı duyguları duyumsamamıza neden olurdu..

Bu önemsenen yaşantıyı en sevdiklerimizle paylaşıyor olmak değişik bir gurur duymamıza da yol açardı. Hala haberlere kıyamayışımın nedeni bundandır. “Kumanda elinizde, izlemeyin.” diyenlerle uğraşmam doğru haber alma hakkımıza olan inancımdandır.

Televizyon yaşantımıza girdiği zaman haberler yine önemliydi. Önceleri tek kanal olan televizyonlarımız pek çok kanala kavuştu... Pek çok evde babalar haberleri en az 3-4 haber kanalından izlemek gibi bir alışkanlık edindiler. Başlangıçta bu tutum evin erkeğinin tembelliğine bağlandı. Oysa şimdi daha doğru yoruma ulaşmak için yapılması gereken bir etkinlik olarak görülmekte. Çünkü pek çok kanal için haberin doğru ve tarafsız verilmesi değil, kendi düşüncesine hizmet etmesi önem kazandı. Geçtiğimiz günlerde bazı kanalların aynı tarihteki anahaber saatindeki sunularını alıp yazıya döktüm. Bunları isimsiz bir şekilde asistan ve bilim uzmanı öğrencilerime verdim. Neredeyse hiç hatasız bir biçimde hangi kanalın haberleri olduğu tahmin edildi. Haberlerin ne denli yanlı verilebileceğini görmek beni çok üzdü. Çünkü yanlı bilgi, bizi kendi beklentileri doğrultusunda yönlendirmek demektir. Çünkü böyle bir tutum haber hazırlayanların, yaptıkları işin felsefesine ve saygınlığına inanmadıklarının bir göstergesi demektir.

Canım Yavrum,

Çocukların yer aldığı bütün görüntü ve haberlerin çok daha dikkat çektiğini farkeden bazı kanal yönetcilerinin sizleri kullanıyor olmaları onlara karşı olan saygımızda büyük azalmalara yol açmaktadır. Sizin yoksulluk ve olumsuzluklar içindeki arkadaşlarınızı, o durumlarda korumasız bir biçimde görmenin nasıl örseleyeceğini b iliyorum. Bazı büyükler bu tür görüntülerin sizler tarafından izlenmesi gerektiğini, böylelikle yaşamı daha gerçekçi tanıyabileceğinizi savunmaktadır. Buna katılmam pek çok yönden olanaksızdır. Çünkü. bunları siz değil, büyükler görmelidir, sizin izlemediğiniz saatlerde yayınlanmalıdır... Çünkü çözümü onlar getirmek zorundadır. İnsanları umarsızlıktan kurtaran en önemli yol, çözüme yönelik bir şeyler yapması ya da yapabilecek yetkinlikte olmalarıdır. Oysa siz henüz bu yetkinlikte değilsiniz. Ve bunları tekrar tekrar izlediğinizde güçlü görmek isteyeceğiniz büyüklerinize olan güveninizi de yitirebilmektesinİz. Bu tür haberler, sızlanacak, duygu sömürüsü yapacak biçimde değil, sahip çıkacak, çözüm arayacak biçimde verilmelidir.

Sevgili Çocuğum,

Bu hafta sonu babanla televizyon kanallarının haberlerini yazıp içeriklerine göre de değerlendirdik. Sonuç bizi bile şaşırttı: Değerlendirdiğimiz 6 kanalın tüm haberleri içinde sadece 1 tek iyi haber olduğunu gördük. Ah Sevgili Yavrum. Dünya televizyonlarda sunulduğu kadar kötü bir yer değildir. Çok güzel insanlar, çok saygılı sıcacık ilişkiler, çok yaratıcı ve sağlıklı çözümler, gelişmeler vardır. Şaşıracaksın belki ama aslında bunlar çoğunluktadır. Ama televizyonlarda gösterilmemektedir. Sürekli olumsuz haberler izlemek insanlarda umarsızlık, duyarsızlık, çökkünlük duyguları yaratmaktadır. Toplumun giderek bu özellikleri kazandığını görmek benim gibi pek çok büyüğünü üzmektedir.

Çocukların küçükken anne ve babalarını örnek alıp, onlara benzeme çabaları bizleri çok keyiflendirir biliyorsun. Büyüdükçe özdeşimin başkalarına kaydığını farketmek gelişiminin varlığını görmek açısından keyif, tahtımızın sallandığını hatırlatması açısından burukluk yaratır. Televizyon kahramanları da önemli özdeşim kaynaklarıdır. Haberlerin, özdeşim olgusuna sağlıklı doyum sağlayacak örneklerden yoksun olduğu görülmektedir. Tam tersi olumsuz örnek oluşturacak kişiler ve durumlar sunulmaktadır (Karne notu değiştirenler, dama çıkanlar, kavga çıkararak dikkat çekenler, emek vermeden kazananlar gibi). Sizin kadar, belki de sizden bile çok erişkinler de televizyon kahramanları ile özdeşim yapabilmektedirler. Geçtiğimiz günlerde ölen bir dizi kahramanı adına cenaze namazı kılınıp, hutbe okutulması, gazetelere ölüm ilanlarının verilmesi hepimizi çok şaşırtmış ve üzmüştü. Son zamanlarda bazı kanalların haberlerinde dizi kahramanlarının, yani sanal kahramanların oyun içindeki kişiliklerinin üzerinden haber yapıldığı görülmektedir.

Bu durum çocuklar ve gençler için son derece zararlıdır... Bazı kanallar, haberleri ileri boyutlarda magazinleştirerek ya da ağırlıklı olarak magazin haberlerini vermektedir. Kitle iletişim araçlarının toplumu biçimlendirme özellikleri olduğu çok açıktır. Bunları izleyen gençler ve erişkinler “haber” alma haklarını sadece magazin haberleri ile gerçekleştirdikleri takdirde dünyaya bakışları kısır, yanlı ve yüzeysel olacaktır.


Sevgili Yavrum,

Babanın öğretmenine “Çocuğumun sanat derslerini hiç ihmal etmeyin.” demesinden ne denli mutlu olduğumu seninle paylaşmıştım. Akılcı ve duyarlı bir biçimde işlenen sanat dersleri, eşduyum yeteneğinizi, soyutlama ve üst düzey düşünme becerilerimizi geliştirir. Oysa, haber saatlerinde sanat ve bilimle ilgili haberler neredeyse yok gibidir. Sağlık ve bilimle ilgiliymiş gibi görünen haberler ise yeterince akılcı ve doğru biçimde ele alınmamaktadır. Sağlık haberleri verilirken, haberin doğruluğu kontrol edilmeden, sonuçlarının nerelere varacağı düşünülmediğinden, nasıl olumsuz sonuçlarla karşılaşıldı bilemezsin. Hala haberlerin doğru ve dürüst bir biçimde verildiğine olan inanç, ülke koşulları ile de birleşince insanların tedavileri yarım kaldı, gözboyayan kişiler yüceltilerek sahte tedavi yöntemleri sunuldu. Onlar paralar kazandılar ama insanlar zaman mal varlıkları ve en önemlisi sağlıklarını yitirdiler.

Ailecek yapmaktan ve izlemekten en çok hoşlandığımız şeylerden biri spor biliyorsun. Sana belli etmesem de seni spor çalışmalarına katılmaya, gösterilerini izlemeye gönderirken çok korkar oldum. Spor haberlerinin televizyonlarda bile verilişleri şiddet ve ayrımcılığı körükleyici biçimdedir. Olumlu, saygılı, paylaşımcı, geliştirici spor etkinliklerinin sunumu sessizce diğer haberlerin arasına sıkışıp kalmakta, kaybolmaktadır. Sevgili çocuğum, güzel şeylere hakettikleri coşkuyu kazandırmak zor birşey değildir. Program yapanların farklı bir bakış açısıyla yaklaşmaları, daha çok emek vermeleri, yaptıkları işe daha çok saygı duymaları bu işi çok kısa sürede çözümleyebilecektir.


Sevgili Çocuğum,

Özellikle gelişim döneminde olan sizler için, aldığınız bilgilerin size yeni ufuklar açması, sizi düşünmeye, araştırmaya ve paylaşıma yönlendirmesi istenir. Korkutucu, güveninizi yitirtici, umarsızlığa iten bilgi ve görüntülerden çocukların korunması gerekir. Bunun önemini bilen ülkelerin büyükleri çocuklarını bu zararlı etkilerden korumak için koşullar oluşturmuştur. Çocukları korumak adına korumalı saatler ve yayın kuralları vardır. Bizim sevgili ülkemizde henüz bunun önemi tam anlaşılmadığı için senin arkadaşların zamanlarının büyük bir kısmını edilgen bir biçimde televizyon karşısında geçirmekte ve zararlı içerikleri adeta içerek benimsemektedir. Yayın kurallarının belirlenip, düzenlenmesi için yeterli bilinç ve emek ne yazık ki henüz oluşmamıştır.

Çocukların haberleri algılayış biçimleri üzerinde yapılan bir çalışma( (Nurdoğan Rigel. Haber. Çocuk ve Şiddet), nasıl bir yolda olduğumuzu çarpıcı bir biçimde göstermektedir. Bu çalışmanın yapıldığı tarihlerde haberlerin verilişinin daha iyi düzeylerde olduğunu gözönüne alırsak durumun daha da sorunlu olduğunu anlayabiliriz. Bu çalışmada 5-7 yaşındaki çocuklara “Haber denince aklınıza ne geliyor?” diye sorulmuş. Çocukların %39’u savaş, ölüm, kavga, kaza gibi olumsuzluk içeren yanıtlar vermiş. %46’ı yansız, programa yönelik isim ve görüş aktarmışlar. Haberlere ilişkin olumlu tanımlamada bulunan çocuk oranı sadece %4 bulunmuş. “Haberlerden alınan güzel ileti nedir?” sorusuna çocukların %21’i “güzel ileti yok” derken, %6’sı kaza ve kavgayı seçmiş, sadece %6’sı “barış” yanıtını vermiştir. Keşke çoğu barış ve sevgi diyebilseydi.

Çocukların haberlerde suçlu olarak gösterilmesi aslında bizim ayıbımızdır."Tinerci çocuk'', "kapkaççı çocuk'' diye etiketlendirdiğimiz çocuklarla görüşmeler yaparken de, fotoğraflarını çekerken de haklarını ihlal ediyor, onlara zarar veriyoruz. Şiddet görmüş ya da istismara uğramış çocuğun dünyasını, "nasıl oldu anlat'' diyerek bir kez daha karartıyoruz. Görülmemesi istenen görüntülerin gizlenmesi ve mozaiklenmesinin amaca uygun biçimde yapılmadığı senin de dikkatini çekmektedir. Çoğu zaman kasıtlı olduğu izlenimi yaratan kaymalar kaçınılması gereken görüntüyü daha dikkat çekici kılmaktadır.

Bazı haber sunucuları keşke senin bu yaşta yapabildiğin eleştirileri duyabilseler.. O zaman daha yalın, daha inandırıcı, daha tarafsız ve saygılı olurlar. Konuklarını kendi üstünlüklerini kanıtlayıcı birer araç olarak görmekten vazgeçerler.

Sevgili Çocuğum,

İşini çok daha saygılı ve özenli yapan haber kanalları var kuşkusuz. Biliyorsun biz de onları seçiyoruz. Ancak bizler doğruyu seçebilmek için çok uğraşıyoruz, emek veriyoruz. Aldığımız eğitim ve görevimiz bize bu yolda yardımcı oluyor. Bu emeği veremeyen ya da olumsuzlukların farkında olmayan aileler ve çocuklar için de çaba göstermek zorundayız. Kanallarından stadlarına, otobüslerinden okullarına kadar saygı, sevgi, hoşgörü ve hakçalığın olduğu bir yaşam hepimizin hakkı, bunu sağlamak ise hepimizin sorumluluğudur.

Sevgili Yavrum,

Bu mektubu sana yazdım ama vermekten vazgeçtim. Okuduğum zaman ortaya çıkan tablodan çok utandım. Sana ve arkadaşlarına böyle bir ortam sunmaktan ötürü özür dilerim. Bunları seninle şimdi paylaşıp, umarsız ve çökkün, büyüklerine karşı güvensiz olmanı istemiyorum. Bu mektubu saklayacağım. Koşulları düzeltmek için daha çok çalışacağım. Sahip çıkıp emek verildiğinde, duyarlı ve çaba gösteren erişkinler olduğumuzda, pek çok şeyi değiştirebildiğimizi gördüğümde, sizlerin güvenini yeniden hakettiğimizde birlikte okuyacağız. Ve birbirimizle gurur duyacağız.

Çocuklarına bunları söyleyen ve söylemek isteyen büyükler adına,

Ferhunde Öktem
Klinik Psikolog Prof. Dr. /Hacettepe Çocuk Ruh Sağlığı ve Hastalıkları AD.

3 yorum:

sanem dedi ki...

Çok güzel bir mektup yazmış sayın Prof.Dr.Ferhunde Öktem her şeyi çok güzel özetlemiş.Çocuklarımız maalesef şiddet ve kan ve gözyaşı görüyor haberlerde taabiki hayatın gerçekleri bunlar maalesef ama daha onlar fidan,körpecik beyinlerine bunları doldurmamalıyız.Kültür ve sanat da hayatın yelpazelerinden umarım bu konular da da çok güzel çocuklarımız ve gençlerimiz için yapılır proğramlar.Paylaştığın için sağol Fasulye.

orpen dedi ki...

Bir ebeveyn olarak uzun süredir aklımda olan bir konuydu.Ancak çözümsüz gibi.Tek sorun TV'ler değil çevre de aynı şekilde.Fasulye yine çok önemli bir konuya değinmişsin.Keşke yetkililer de senin kadar duyarlı olsa.

Fasulye dedi ki...

sevgili orpen ve sevgili sanem.. aslina bakarsaniz sayin öktem benimde hissettiğim ancak bir türlü kelimelere dökme fırsatı bulamadığım bir konuya değinmiş.. bu yazı elime mail ile geçtiğinde direkt olarak blogda paylaşma ihtiyacı hisettim. bir piskologdan daha iyi anlayamayacağıma göre de en güzeli yazıyı olduğu gibi yayınlamaktı. Bir bilgiyi paylaşarak büyütmek de sanal dünyanın avantajlarından biri ne de olsa..Yorumlarınız için çok teşekkür ederim.