20 Ocak 2009 Salı

BEN NERESİYİM, BURASI KİM (9)

Türklerin Anayurdu Kayıp Kıta Mu'mu?
"Efendiler, Bu insanlık dünyasında en az yüz milyonu aşkın nüfustan oluşan büyük bir Türk milleti vardır ve bu milletin yeryüzündeki genişliği oranında tarih alanında da bir derinliği vardır. Türk milletinin kökünün dayandığı Türk adındaki insan, insanlığın ikinci babası Nuh Aleyhisselamın oğlu Yasef'in oğlu olan kişidir."

Yeni Aktüel/2-8 ağustos/2005

Atatürk 1922'de Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 130. toplantısının birinci oturumunda yaptığı konuşmada Türklerin kökeni hakkında böyle diyordu. Tesadüfi bir konuşma değildi ve onun Türklerin kökenine ilgisinin devamı da gelecekti...

Atatürk'ün Cumhuriyetin ilk yıllarında bu alanda başlattığı araştırmalar, özellikle 1930'ların başında yoğunlaştı. 1930'da Tarih Heyeti'ni oluşturarak Türk Tarihinin Ana Hatları adlı kitabı hazırlattı. 1931'de ise Türk Tarihi Tetkik Cemiyeti'nin kuruluşuna ön ayak oldu ve adı daha sonra Türk Tarih Kurumu olarak değiştirilen cemiyetin çalışma alanını Türk ve Türkiye tarihi olarak belirledi. Kurumun bir yıl sonra gerçekleştirilen ilk genel kurulunda Türk Tarih Tezi kabul edildi. Tez iki ana eksen üzerine oturuyordu; "Türk uygarlığı tarihin en eski uygarlıklarından biridir ve bu uygarlığın kökeni Orta Asya'dır. "

Bu çalışmaların bir ayağının eksik olduğunu düşünen Atatürk, Türk Dil Kurumu'nu da kurdurarak, ulusçuluğun ana öğelerinden olan dil konusunda da derin bir çalışma başlattı. Onun Türk Tarih Kurumu'nun ikinci Dil Kurultayı'nda yaptığı konuşmada yer alan "Güneş" yaklaşımı, sonradan tanışacağı Mu Efsanesinin Güneş kültü ve kendi tezi Güneş Dil Teorisi'yle doğrudan ilintiliydi.


Tarih çalışmaları, Türk tarihinin ana kaynaklarını araştırmak, arkeoloji yoluyla yeni bilgiler sağlamak, tarihte ve bugün ırk karakterlerini antropolojik yöntemlerle saptamak gibi noktalar üzerinde şekilleniyordu.

Tarih ve Dil kurumlarının varlık nedeni de bu temellere yaslanıyordu. Atatürk, uzmanların yabancı meslektaşlarına ihtiyaç duymadan arkeolojik kazılardan çıkacak yazıları inceleyebilmesi ve bu yoldan elde edilecek bilgilerle eski uygarlıkların gerçeğine ulaşmak amacıyla eski dillerin öğrenilmesi için de Dil Tarih Coğrafya Fakültesi'ni kurdurdu.

Orta Asya Uygarlıklarının Kökeni

Türk Tarih Tezi'nde Türklerin kökeninin Orta Asya olduğu resmen dile getiriliyordu. Ama Orta Asya uygarlıklarının kökü neredeydi? Mustafa Kemal bu sorunun yanıtı olabilecek anahtara 1932'de ulaştı. İlkel diller uzmanı ve tarihçi-diplomat Tahsin Mayatepek'in sunduğu ön raporda Güney Amerika uygarlıklarından Maya uygarlığının dil ve kültürleriyle Anadolu ve Orta Asya kültürleri arasındaki benzerliğe dikkat çekiliyordu.


Mayatepek, bu süreci inceleyip Atatürk’e raporlar halinde iletmesi için 1935’de Meksika’ya maslahatgüzar atandı. Çok geçmeden de arkeolog William Niven’in Meksika’da yaptığı kazılarda bulduğu yaklaşık 15 bin yıl öncesine ait tabletlerin deşifrelerinden ve ardından James Churcward’ın Hindistan’da bulduğu benzer tabletlerin çevrilerinden Atatürk’ü haberdar etti. O da söz konusu yazarların kitaplarının çevrilmesini emretti. Sağlığı yerinde değildi ama, 1937 yılının önemli bir bölümünü geniş bir kurulca gerçekleştirilen bu çeviriler, üzerlerinde notlar alarak incelemekle geçirdi.

Atatürk’ün özellikle altını çizip notlar aldığı bölümler insanlığın yaratılışı, 64 milyon nüfuslu bir kıtanın batışı, kıtadan göçler ve özellikle de Orta Asya, Uygurlar ve Türklerle ilgiliydi.
Mayatepek başlangıçta bu temelden yola çıkıp raporlarında Amerika ve Meksika yerlilerinin dillerindeki Türkçe sözcükleri incelemiş ve yerlilerin kültürel kaynakları ve güneş kültünün dinlerindeki etkilerine yoğunlaşmıştı.

Ancak 29 şubat 1936 tarihli 7. raporu çarpıcı bir biçimde başlıyor ve şaşırtıcı bilgilerle devam ediyordu.“Uygur, Akad, Sümer Türkleri’nin Pasifik Denizi’nde ilk insanların zuhur ettiği Mu’daki büyük medeniyet, dil ve dinlerini cihana yaydıklarına dair yepyeni ve mühim malumatı ihtiva eden rapor: Kuzey Amerika alimlerinden Cononel James Churcward 4 Kıta eserinde dünyada ilk insanların ilk zuhur ve saadet diyarı olarak Tevrat’ta ‘Gan Edn' ve Kuran’da “Cenneti Adn" namı altında zikri geçen ve Pasifik deniz’inde bulunan ‘Mu’ kıtasında ortaya çıktığı ve bu büyük kıtanın 11 bin 500 sene evvel müthiş depremler ve patlamalar neticesinde 24 saatte 64 milyon nüfusuyla denize battığı ve ilk yüksek medeniyetin, dilin ve vahdaniyete dayalı dinin ve fen ilimlerinin Mu kıtasından 70 bin sene önce Maya namıyla çıkarak Asya’da Uygur, Hindistan Naga-Maya, Fırat nehri deltasında Akad, Mezopotamya da Sümer, Kızıldeniz’in batısındaki arazisindeki Mayu ve Etiyopi kıtasında Tamil namlarını almış olan Mu çocukları tarafından bütün cihana yayılmış olduğu vesaire hakkında, şimdiye kadar Doğu’da ve Batı’da yayımlanan kitapların hiçbirinde görmediğim çok derin ve 50 sene süren incelemeler mahsulü malumata tesadüf ettim.”

Mayatepek Churcward’ın kitabından şunları naklediyordu: “Eski Türklerin ilk vatan ve kökenleri şimdiye kadar bildiğimiz üzere Orta Asya olmayıp, Pasifik Denizi’nde 200 bin sene mevcudiyetten sonra batmış olan Mu kıtası olduğu ve Orta Asya’ya, Mezopotamya’ya, Yukarı ve Aşağı Mısır kıtasına ve Etiyopi’ye Mu kıtasından binlerce sene evvel gelip Mu’daki yüksek kültür ve medeniyetlerini, dil ve dinlerini yaydıkları anlaşılıyor.”

Raporda Mu’ya ait bazı sembolleri açıklayarak dünyanın dört bir yanına dağılan uygarlıkları da anlatıyordu:


“1.Kol: Bu kolu Mu’dan ‘Maya’ namıyla çıkarak Asya’nın doğu kıyılarına ayak bastıktan sonra ‘Uygur’ namı alan Mu çocukları teşkil etmektedir.


2.Kol: Bu kolu teşkil eden Mu çocukları gemilerle ve ‘Maya’ namıyla çıkarak Hindi Çini kıyılarına çıkmışlar ve oradan ‘Burma’ kıtası istikametinden Hindistan’a girerek oralarda, ‘Naga Maya’ namını alıp, bu namda büyük bir imparatorluk vücuda getirmişlerdir ve bu devlet 200 bin sene devam ettikten sonra yok olmuştur. Bu insanların bir kısmı Hindistan'ın batısından gemilerle Basra Körfezi’nin kuzeyinde Fırat Nehri deltasına girerek, bu yerlere ‘Akad’ ve daha kuzeye ilerleyerek bu havaliye de ‘Sümer’ adını vermişler ve kendileri de bu namı almışlardır.”

Churcward’ın yapıtı kaynak gösterilerek nakledilen bilgiler arasında şu satırlar da yer alıyordu:


”Uygur İmparatorluğu ortadan kalkmadan önce Türk İmparatorluğu’nun mevcut olmadığı ve bu imparatorluğun, Uygur İmparatorluğu’nun yukarıda izah olunan felaketler neticesinde son bulmasından sonra, 10-11 bin sene evvel ortaya çıktığı ve ırktaşlarımız olan Akadlar’la Sümerler’in Orta Asya’dan değil, doğrudan doğruya 70 bin sene evvel Mu kıtasından çıkıp Hindi Çini, Burma, Hindistan yolu ile evvela Fırat deltasına ve müteakiben Mezopotomya arazisine yerleştikleri anlaşılmaktadır.”

Alıntı : http://astrgnd1.sitemynet.com/mu.htm


Churcwar'ın kitapları uzun yıllar dilimize çevrilmemiş olsa da artık hepsini kitapçılarda bulmak mümkün aşağıda bilgileri ve önsözünü verdiğim ilk kitap Mayatepek'in anlattıklarının büyük bir kısmını içermektedir, eğer merak eder ve okumak isterseniz..


Batık kıta Mu'nun Çocukları


Yazar : James Churchward
Yayınevi : Ege-Meta Yayınları
Çevirmen : Ercan Arısoy
ISBN : 975-8519-02-6
Basım Tarihi : Ocak 2000
Sayfa Sayısı : 280
Boyut : 13.5 X 21
Kağıt Cinsi : 2. Hamur

Önsöz:

Mu ülkesi, Pasifik Okyanusu'nda bulunan büyük bir kıta üzerindeki yerleşmişti. Bazı kısımları halen su yüzünde bulunan bu büyük kıtanın doğudan batıya uzunluğu yaklaşık 95000 km'ydi. Mu kıtası, günümüzden yaklaşık 12.000 yıl önce çok büyük depremlerle çökmüş ve bu büyük uygarlık üzerindeki 60 milyon insanla birlikte kocaman bir sualtı mezarlığı haline gelmiştir. Easter, Tahiti, Samoa, Cook, Marshall, Gilbert, Caroline, Mariana, Hawaii ve Marquesa adaları Mu'dan arta kalan yerler olarak bu sessiz mezarlığa bekçilik eder gibidirler


Atatürk'ün konu ile ilgili almış olduğu notların bir kısmı Anıtkabir'de kilitli dolaplarda, bir kısmıda yanlış bilmiyorsam Dolmabahçe sarayında bulunmaktadır. 12 Eylül döneminde Kenan Evren'in emriyle halka açılmaları uygun görülmediğinden ne yazık ki bu Mayatepek in raporları ve Atatür'ün el yazmalarına ulaşmak mümkün olamamaktadır.


Değerli yazar Sinan Meydan'ın konu ile ilgili yapmış olduğu araştırmalarını topladığı "Atatürk ve Kayıp Kıta Mu" isimli kitapta bu araştırmalarla ilgili detaylı bilgilere ulaşmak mümkündür. Yazının son bölümünde fikir edinmeniz açısından Sayın Meydan'ın kitabının kapak yazısını paylaşmak istiyorum.


"Her şey 1930 lu yıllarda Atatürk ün ileri sürdüğü Türk Tarih Teziyle başladı. Atatürk, 1932 yılından sonra Türk Tarih Tezi nin kayıp parçasının peşine düştü. Türklerin Orta Asya dan önceki ilk yurtlarını arıyordu.


Bu amaçla 1932 yılında Tahsin Bey i Meksika Büyükelçiliği ne atadı. Tahsin Bey in “gizli görev”i Türklerle, Eski Amerika halkları arasındaki ilişkiyi araştırmaktı. Tahsin Bey Meksika da yaptığı araştırmalar sonunda şaşırtıcı bir gerçekle karşılaştı.


Buna göre, Türkler, M.Ö 12.000 lerde bir doğal felaket sonunda Pasifik Okyanusu na gömülen Kayıp Kıta Mu dan Orta Asya ya göç etmişlerdi. Atatürk Kayıp Kıta Mu da Ne Aradı? Tahsin Bey in Meksika dan Atatürk e gönderdiği raporlarda hangi bilgiler vardı?


Atatürk J. Churchward ın Kayıp Kıta Mu konulu dört kitabını neden Türkçe ye tercüme ettirdi? Atatürk Tahsin Bey in bazı raporlarını neden eleştirdi? Kayıp Kıta Mu nasıl bir yerdi? Türkçe yle eski Amerikan halklarının dilleri arasındaki şaşırtıcı benzerlikler nelerdi?...


Ve daha pek çok bilinmeyen sorunun yanıtını Atatürk ve Kayıp Kıta Mu da bulacaksınız."


Fasulye


Atatürk ve Kayıp Kıta Mu ile ilgili bilgilerle yazı dizisi devam edecek...

2 yorum:

royalrojana dedi ki...

Bu değerli,aydınlatıcı yazıyı klavyen ile harf harf buraya yazan ellerini öpülesi Fasülyecim,sağol varol.Çok ağır cümleler var bu yazıda çok anlamlı...

sanem dedi ki...

Çok etkilendim büyük bir zevkle okudum saolasın Fasülyecim,Atamız yaşasaydı daha bilinmeyen pek çok şeyi günyüzüne çıkartırdı,maalesef ömrü yetmemiş.Bizim Türk bilimadamlarımız ve bilim kadınlarımıza ve gençlerimize görevler düşüyor.Umarım bundan sonra tarihimize hakettiği ilgiyi gösteririz.